Carl Sagan ve Richard Dawkins okunması gerekiyor

0
649

Son zamanlarda Uzay-Bilim ve Evrim konularına merakım iyice arttı. Özellikle Carl Sagan ve Richard Dawkins’i hayranlıkla okuyorum.. Okudukça, beslediğim boş gururlar yok oldu, sahip olduğum dertler önemsizleşti ve en önemlisi merkezden çıkıp daha basit bir role geçtim. Gökbiliminin, insanı mütevazılaştıran bir yanı olduğu apaçık.

Carl Sagan okudukça evrenin büyüklüğünde kayboluyor, Richard Dawkins okudukça atalarımıza büyük saygı duyuyorum.

Carl Sagan’ın şu an okuduğum “Tanrı’nın Kapısını Çalan Bilim” kitabından altını çizdiğim birkaç cümle şöyle;

“… 5, 6 ya da 7 milyar yıl sonra Güneş kızıl renk bir dev yıldız olacak ve Merkür gezegeninin, Venüs gezegeninin ve muhtemelen Yerküre’mizin yörüngesini istila edecektir. Böyle bir durumda Yerküremiz, Güneş’in içine dahil olacak ve bugün şu an sahip olduğumuz sorunlardan bazıları o duruma kıyasla hiç hükmünde kalacaktır. Öte yandan 5 milyar yıl ya da daha fazla milyar yıl uzakta olduğundan bizi şu anda en çok meşgul eden bir sorun değil fakat zihnimizin bir köşesinde yeri olmalı.

Bir sayısının sağına yirmi üç tane sıfır koymalıyız ve bizim Güneş’imiz bu sayılardan yalnızca biri. Evrendeki yerimizin ölçeğini bulmamıza yardımcı bir sayı. Ve bu müthiş sayıdaki dünyalar, evrenin müthiş engin ölçümü, kanaatimce hemen hemen hiçbir din tarafından yüzeysel olarak bile göz önünde bulundurulmamıştır.

Dinlerin birçoğu, tanrıların heykellerini çok kocaman yapmaya teşebbüs etmişlerdir ve bu teşebbüsün ardındaki fikir, sanırım biz insanlara, kendimizi küçük hissettirmektir. Eğer hedefleri buysa değersiz ikonalar onların olsun. Kendimizi küçük hissetmek için başımızı kaldırıp gökyüzüne bakmaktan başka bir şeye gerek yok.

Yerküre’nin varoluşu ne kadar kısa tarihe dayanırsa insanoğlunun Yerküre’nin tarihindeki görece rolü o kadar büyük olur. Kesinlikle bildiğimiz üzere Yerküre 4,5 milyar yaşındaysa ve insanoğlunun yeryüzündeki varlık yaşı en çok birkaç milyon yılsa ve belki de biraz daha azsa o takdirde, bizim burada ikamet edişimizin süresi çok kısa bir jeolojik zaman dilimidir; Yerküre’nin tarihinin binde birinin de binde biri kadar. Bu durumdan ötürü, gerek zaman gerek mekan olarak merkezi bir pozisyonda olmaktan alınıp tesadüfi bir role verilmiş olduk… ”